/ 
 / 
 / 
Gebelikte Sağlıklı Beslenme Nasıl Olmalı?

Gebelikte Sağlıklı Beslenme Nasıl Olmalı?

Döllenmiş yumurta henüz ana rahmine düşmeden başlayarak, annenin sağlıklı ve doğru beslenmesi, bebeğin metabolik gelişmesi ve gelecekteki sağlık durumu açısından son derece önemlidir. Anne adayı, dengeli bir diyet uygulaması gerektiğini ve bazı mineral ve vitaminlere özel bir gereksinimi olduğunu bilmelidir.

Gebelikte Sigara Kullanımı Bebeği Nasıl Etkiler?

Sigarada bulunan zararlı maddeler anne ve baba adaylarının doğurganlıkları/üretkenlikleri üzerine etki ederek, onların

58 kg ağırlığındaki ortalama bir kadının diyetle alması gereken enerji, günde 2100 kilokaloridir. Gebelikte buna ek olarak, bir 300 kcal daha, döneminde ise fazladan 500 kcal daha alması gerekir. Bunun altındaki kalori alımı, hem anne, hem de bebeği için bazı besin maddelerinin yetersiz kalması ile sonuçlanabilir. . Düşük kilolu kadınların daha fazla almasına izin verilebilir, ancak obez kadınların 7-11,5 kg’dan fazla almaları uygun değildir. Fazla olan veya gebelikte fazla kilo alan kadınların iri bebek doğurma riski fazladır. Bu da arzu edilen birşey değildir, çünkü iri bebekler hem sağlıksız olmaya, hem de zor doğumlara adaydırlar. Unutmamak gerekir ki, aşırı kilo alanlarda ve düşük ağırlıklı bebek doğumları da sıktır. Anne adayının yetersiz kilo alışı ise, genellikle düşük ağırlıklı, iyi gelişemeyen bebeklerle sonuçlanır . Elbette ki, gebenin iyi beslenme kriteri sadece aldığı kilo miktarı olmamalıdır. Diyetin kalitesi ve sıklığı da önemlidir. Dengeli bir diyet, temel gıdaların hepsini yeterli miktarlarda içermelidir. Bunun için belki de gebe, doktorunun yol göstericiliğinde, o güne kadarki kendi besin tercihlerini ve beslenme alışkanlıklarını yeniden gözden geçirmelidir. Gebeliğin özellikle 2. yarısında, ortalama ağırlıktaki bir gebenin protein ihtiyacı, günde 80 gramdır. (cenin) gelişmesi için gerekli yapı taşlarının başında, protein gelir. Bebeğin, itibaren oluşmaya başlayan kemik ve diş gelişimi için gerekli bir mineraldir. Gebeliğin ilerleyen aylarında ve emzirme döneminde kalsiyum alımı günde en az 1,5 g, yani normal zamanda gerekli olan miktarın iki katı kadar olmalıdır. gebeliklerde bu gereksinim 2 grama çıkar. Kalsiyum yetersiz alınırsa, bebeğin gereksinimi anne kemik dokusundan mineral kaybı ile karşılanır. Emzirme döneminde de yetersiz alım devam ederse, anne kalsiyum depoları iyice boşalır. Kalsiyum açısından zengin besinler süt, peynir, yoğurt ve yeşil sebzelerdir. Brusella, tifo vb. hastalıklardan korunmak için, sütün hijyenik ve pastörize olduğundan mutlaka emin olmak gerekir. Gebelerin ve emziren annelerin günlük demir gereksinimi, 30-60 mg’dır. Gebelik boyunca bebeğe transfer edilen demir miktarı, 300-500 mg kadardır. Birçok genç kadında, âdet kanamaları dolayısıyla, daha gebelik öncesinde değişik derecelerde bulunmaktadır ve en dengeli diyetle bile gebelikde yeterli demir depolamak mümkün olmamaktadır. Bazı kadınlara gebelik vitaminlerinin içinde bulunan demir miktarı yeterli gelebilir, ancak bir çoğunun da ek demir preparatları kullanması gerekir. Doktorunuz, kan sayımı ve kan demiri ölçümleriyle en uygun demir takviyesini belirleyecektir. Günde 400-800 mikrogram alınmalı ve planlanan gebelikten 3 ay önce veya korunmayı bırakır bırakmaz başlanmalıdır. Gebeliğin dolana kadar da kesilmemelidir. Bunun önemi, bebeği nöral tüp defektlerinden (sinir sistemi ile ilgili bazı kusurlu gelişmelerden) korumasıdır. Bunlar arasında spina bifida (sırtta açıklık), anansefali (beynin gelişememesi) gibi bozukluklar sayılabilir. Hele gebe daha önce bu tür kusurlu gelişme gösteren bir gebelik geçirmişse, günde 4000 mikrogram (yani 10 kat yüksek dozlarda) kullanması uygun olur. Bütün bu doz ayarlamaları mutlaka doktor kontrolünde yapılmalıdır. Ancak, vücutta depolanmadığı ve gebelik süresince daha fazlasına gereksinim duyulduğu için, folik asit preparatlarıyla desteklemek önemlidir. Piyasada, anne adayları için uygun dozlarda hazırlanmış çeşitli vitamin ve mineralleri bir arada içeren preparatlar bulunmaktadır Takip altındaki gebelere, bunlar düzenli olarak verilmektedir. Ancak, bu tablet veya kapsüller (folik asit dışında), uygun ve gerçek gıda alımının yerini tutmak için değil, sadece tamamlayıcı olarak görülmelidir. Ülkemizde, kadınlarda D vitamini eksikliği de sık olarak görülmektedir, D vitamini preparatlarıyla tablo hızla düzelir. Ayrıca, kalsiyumun emilmesi için de D vitamini gerektiğini unutmamak gerekir. Bu nedenle, D vitamini eksiği olanlarda kalsiyum verilecekse, kombine kalsiyum-D vitamini preparatlarını tercih ederiz. Demir kullananlarda ek olarak çinko (15 mg) ve bakır (2 mg) kullanımı önerilir, çünkü demir bu iyonların bağırsak emilimini bozar. Çinko, ayrıca amnion sıvısında antimikrobiyal etkiyle, bebeği anne karnında enfeksiyondan korur. İyot eksikliği, bebekte doğumsal hipotiroidiye neden olabilir. Balık, bebeğin ve gelişimi için önemli olan Omega-3 yağ asidi bakımından, en büyük kaynaklardan biridir. Ancak, deniz ürünlerini aşırı miktarda tüketen gebelerde, göbek kordonu kan örneklerinde ve anne kanında yüksek düzeyde cıva saptandığı da bilinmektedir. Bu durum, ciddi bir çelişki yaratmaktadır. Çünkü, cıva teratojen olup, bebeğin sinir dokuları için toksik etkilidir. Zaman zaman, gebeler, bu konuda sorularla karşımıza gelirler. Bunu yanıtlamadan önce, şunu bilmek gerekir: Cıva, aslında soluduğumuz hava da dahil olmak üzere her yerde bulunur. Suyun içine yerleştiği zaman, bakteriler onu metil cıvaya dönüştürür. , su ve yedikleri yiyecekler yoluyla metil cıvayı alırlar. Hemen hemen tüm deniz ürünleri, cıva içerirler, ama büyük avcı balıklarda bu miktar en fazladır. Çünkü, avcı balık ne kadar büyükse, yediği balık sayısı da o kadar artar. Ayrıca, büyük balıklar küçük olanlara göre daha uzun yaşarlar, bu yüzden vücutlarına cıvanın birikmesi için olarak daha fazla zamanları vardır. Bu nedenle, deniz ürünleri tercihlerinde, . 2004’te Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu ve Çevre Koruma Örgütü, gebelerin ve küçük çocukların yememesi gereken dört balık türü belirlemiştir: köpekbalığı, kılıçbalığı, kral uskumru ve tilefish. Bunlar, bizde olmayan büyük balıklar olduğu gibi, ülkemiz sularında yaşayan balıkların da bu yönden ciddi riskler taşımadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak, kontrollü  üretim çiftliklerinden gelmedikçe midye gibi kabuklu deniz ürünlerine pek itibar etmemekte de yarar olsa gerek. Kafein, yalnızca kahvede değil, çay, çikolata, kolalı içecekler gibi birçok gıda maddesinde ve ve soğuk algınlığı için kullanılan bazı ilaçlarda bulunmaktadır. Bir fincan kahve veya çayda 100-150 mg miktarında bulunmaktadır. Merkez sinir sistemi uyarıcısı ve zihin açıcıdır. Tiryakiler eksikliğinde baş ağrısı, gibi sıkıntılar yaşayabilirler. Kafeinin teratojenik (ceninde sakatlığa neden olan) etkileri hayvan deneyleriyle saptanmış, insanda gösterilememiştir. Gebelerde yapılan pek çok araştırmada da düşük miktarlarda tüketildiğinde, bebek üzerinde zararlı bir etkisi gözlenmemiştir. . Ayrıca, miyada yakın gebelerde kandan atılması da yavaşlar. Bu nedenle, günde 2-3 fincandan fazlası önerilmemektedir. Daha çok kahve içen (>5 fincan) kronik içici gebelerde, düşük riskinde artış, ilerleyen haftalarda da, bebeklerinde solunum aktivitesinde artış saptanmıştır. Ayrıca uykusuzluk, mide yanması, reflü, çarpıntı, sık idrara çıkma gibi zaten gebelerde var olan yakınmalarda artmaya neden olabilir.
Görüntüleme Sayısı: 16,281 Yayınlanma Tarihi: 11.11.2016
SevgiliBebek Sevgili Bebek

Yorum Yap

Sonraki Makale

Gebelik Sürecinde ve Doğum Sonrasında Seks Olgusu

Bu konuyu, hem gebeliğin değişik dönemleri, hem de doğum sonrası dönem açısından ele alacağız. Çünkü birçok çift, doğum