/ 
 / 
 / 
Astım bronşiale Ve Alerji

Astım bronşiale Ve Alerji

Astım, çocukların en sık görülen kronik hastalıklarından birisidir ve eski çağlardan beri tanınmaktadır. Astımın sözcük anlamı “zorlu solunum”dur. Çocukluk çağı astımının önemli bir kısmı, alerjik faktörlere dayanır. Alerji, normalde reaksiyona neden olmayan bir maddeye karşı duyarlılık gösterilmesidir. Alerjenler; yani akarlar, tüyler, polenler ve mantarlar gibi maddeler, değişik yollardan vücuda girerek sadece duyarlı kişilerde reaksiyona neden olurlar. Dünyada, çocuk yaş grubunda astım sıklığı % 5-20 arasındadır. Türkiye'de ise yapılan çalışmalarla çocuklarda astım sıklığının % 2,2-9,8 arasında olduğu gösterilmiştir.

Geniz eti

Geniz eti (adenoid), tıpkı bademcikler gibi lenf dokusu yapısına sahip, burnun arka tarafına yerleşmiş dokulardır.

Uzun süreli bir hastalık olması ve zaman zaman solunum güçlüğü krizleri olması nedeniyle hastalar sık sık hastaneye getirilmekte ve bazen de yatırılarak tedavi edilmeleri gerekmektedir.

Astım Bronşiale nedir?

Astım bronşiale, bronşların zaman zaman daralması sonucu, nöbetler hâlinde gelen solunum güçlüğü atakları, öksürük ve hırıltı ile kendini gösteren bir hastalıktır.
Bronşlarda daralmaya neden olan etmenler, bronşları saran düz kas yapısındaki aşırı kasılma, bronş içyüzünü döşeyen mukozada şişme, salgı artışı ve bronşlarda iltihap hücrelerinin birikmesidir. Doktorlar, astım için bazen spastik bronşit, astmatiform bronşit ya da alerjik bronşit gibi terimler de kullanmaktadır.

Astım hastalığı, zaman zaman solunum güçlüğü krizleri hâlinde ortaya çıkar. Hasta, özellikle soluk vermede güçlük çeker. Tıkanma duygusu, göğüste sıkışma, tekrarlayan öksürük ve balgam tabloya eşlik eder.

Bu nöbetlerin süresi ve sıklığı, hastadan hastaya farklılıklar gösterir. Astımlı hastaların solunum güçlüğü atakları ve öksürükleri geceleri daha belirgin olur. Astım nöbetleri, ilaçlarla ya da kendiliğinden büyük ölçüde geriler,. Nöbet sırasında bir hırıltı ya da vızıltı, çıplak kulakla hastanın yakınları, hatta kendisi tarafından bile duyulabilir. Bu sırada, çocuğun solurken omuzlarının inip kalktığı, soluk alırken kaburgalar arasının içeri çöktüğü, karnın inip çıktığı ve burun kanatlarının açılıp kapandığı fark edilebilir. Ağız çevresi morarabilir ve soluk alamamanın yarattığı korku, çocuğun yüzünden okunabilir. Hasta, aşırı huzursuz ya da aşırı hâlsiz veya sakin olabilir, hatta bazı ağır krizlerde bilinç bozuklukları da görülebilir. Bu sırada; hekim, çocuğun akciğerlerini dinlerse, soluk vermenin güç ve daha uzun zamanda olduğunu fark eder; ayrıca, daralmış bronşlardan geçen havanın yarattığı ıslık gibi sesleri duyar. Nöbet geçtikten sonra ise, genellikle fizik muayenede hiçbir patolojik bulgu elde edilemez; hasta tamamen normaldir.

Bununla birlikte, sık yineleyen ataklardan sonra komplikasyon gelişmişse ya da bronşlarda kalıcı birtakım hasarlar oluştuysa, nöbet dışında da bazı dinleme bulguları duyulabilir. Bazen de astım, solunum güçlüğü nöbetleri olmaksızın sadece tekrarlayan öksürükle kendini belli edebilir.

Astımın kalıtımla ilgisi var mıdır?

Bronş aşırı duyarlılığı, astımlıların büyük kısmında görülen ve kalıtımla ilgisi olan bir durumdur. Çocuklardaki astımın önemli bir bölümü, alerjik yapı ile ilgilidir. Alerji en basit anlamıyla, normalde insanların büyük bölümünde reaksiyon yaratmayan bir maddenin bazı kişilerde yol açtığı istenmeyen bir etki olarak tanımlanabilir.
Yani, soğan soyulduğunda, orada bulunan herkesin gözünün yaşarması alerji değildir. Ama, herkes fıstık yiyip hiçbir şey olmazken, sadece 1 kişide kaşıntı ve kızarıklık olması ya da bu kişinin birden nefes darlığı çekmesi alerjidir.
Alerjik hastalıkların başında astım ve alerjik nezle, atopik dermatit gibi deri hastalıkları ile besin ve ilaç alerjileri gelir.
Eğer anne veya baba tarafında böyle bir hastalık varsa, çocukta herhangi bir alerjik hastalık riski %25 kadardır. Hem anne, hem de babada alerjik bir hastalık varsa, bu olasılık %50-75'e dek yükselir. Yine, ikiz eşlerinde astım olasılığı daha fazladır. Alerjik astımın kalıtımla ilişkisi iyi bilinmekte ve çok sayıda genin bu kalıtımda rol oynadığı kabul edilmektedir. Böyle bir durumda, ailenin değişik bireylerinde farklı alerjik hastalıklar görülebilir. Örneğin, dedede astım, bir amca çocuğunda alerjik nezle, teyzede atopik dermatit, çocukta deniz ürünleriyle ortaya çıkan kurdeşen olabilir. Ya da kişi yaşamının değişik dönemlerinde farklı alerjik reaksiyonlar gösterebilir.

Astımın çeşitleri nelerdir?

Astım, kişiden kişiye büyük farklılıklar gösteren bir hastalıktır. Her astımlının etkilendiği, astım krizini başlatan farklı bir etken olabilir. Örneğin, kimi hasta badana-boya kokusundan etkilenirken, kimisi bundan hiç rahatsızlık duymayabilir Aynı şey değişik kokular, parfümler, gazlar, polenler, tüyler, tozlar, hatta ilaç ve besinler için de söz konusu olabilir. Astım hastalığının klasik olarak 4 çeşidi olduğu söylenebilir:

1-Ekstrensek (Alerjik) Astım
2-İntrensek (Alerjik olmayan) Astım
3-Eksersizle ortaya çıkan astım
4-Aspirinle oluşan astım

Bunların dışında restoran astımı, erişkinlerde görülen mesleksel astım, genç kızlarda görülen adet kanaması öncesi astım gibi farklı astım türlerinden de söz edilebilir.
Aspirinle ya da benzer başka ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçların alınmasıyla ortaya çıkan astım türü, çocuklukta çok nadirdir. Bu durumda, astımla birlikte burun içerisinde yineleyen polipler, sürekli bir nezle hâli ve aspirine tahammülsüzlük vardır. Hasta eğer Aspirin (ya da benzeri bir ilaç) alınmasıyla astım krizi tanımlıyorsa bu ilaç verilmemelidir. Eğer böyle bir öykü yoksa herhangi bir kısıtlama da yapmaya gerek yoktur.
Astımlı çocukların çoğu, egzersiz sonrası öksürürler. Bu özellik, yani bir efordan sonra öksürük, hırıltı, hatta solunum güçlüğü olması herhangi bir astım türünde de görülebilir. Bununla birlikte, astım tedavisinin ana amaçlarından biri, çocuğun yaşıtlarınınkinden farksız fiziksel etkinlikleri yapmasını sağlamaktır. Bu yüzden, astımlı çocuklarda çok büyük bir gereklilik olmadıkça efor kısıtlaması önerilmez. Unutulmamalı ki olimpiyat takımlarında yarışan ya da profesyonel olarak spor yapan, yani yaşamını spordan kazanan pek çok astımlı sporcu vardır. Eğer çocuk ilaçlarını düzenli olarak kullanıyorsa, ya da efordan önce gerekli ilacı alıyorsa rahatlıkla spor yapabilir. Alerjik olmayan astım türü, erişkinlerde ve küçük çocuklarda (bebeklerde) daha fazla görülür. Burada astım krizini başlatan en önemli etmen virüs enfeksiyonlarıdır.
Bağışıklık sistemi bozuk çocuklarda, bu özellik daha da önem kazanır. Hormonlarda değişiklik olduğu durumlarda, örneğin ergenlik döneminde, âdet öncesinde veya menopoz sonrasında astım atakları başlayabilir ya da daha da belirgin bir hâl alabilir. Ruhsal değişiklikler, aşırı sevinçler, üzüntüler, ağlama ve gülme bazı kişilerde astım nöbetini başlatabilirler.
Çocuklardaki astımın %70'inden fazlasının alerjik olduğu kabul edilir. Bununla birlikte, astım türleri arasında her zaman kesin bir ayrım yapılamaz, ara türler de vardır.

Alerjenler:

Alerjenler vücuda girdiklerinde özgün bir yanıt oluşturan ve alerjik tablolara neden olan maddelerdir. Alerjenler solunum, sindirim ve deri yolundan vücuda girer. Astımda en önemli giriş kapısı, solunum yoludur. Solunum yolu ile vücuda giren alerjenlerin başında ev tozu akarları gelmektedir. Gözle görülemeyecek kadar küçük olan bu hayvancıklar, toplumumuzda en sık astım nedeni olan alerjenlerdir.
Tüm alerjik astımlı çocukların % 70'inde astıma neden olan etken olarak bu akarları görmekteyiz. Akarlar oda ısısında ve nemli ortamda kolayca ürer; insanların deri döküntülerini yiyerek yaşar. Bundan ötürü, evlerde özellikle yatak odaları, halılar, ev tozu, tüylü-yünlü oyuncakla, yatak takımları ve giysiler bu hayvancıkların yaşaması için son derecede elverişli ortamlar sağlar. Bin-iki bin metrenin üzerindeki yüksek bölgelerde, akarların yaşama şansı azalmaktadır. Bu hayvanların kendi vücut proteinleri olduğu kadar, dışkıları da alerjik yapıdadır. Akarlar, tüm yıl boyunca canlılıklarını sürdürdükleri için, hastalık belirtileri yıl boyu sürer, mevsimsel özellik göstermez.
Polenler (çiçek tozları) ise her mevsim ortamda bulunmazlar. Ağaç polenleri daha çok ilkbahar aylarında havaya yayılır; ot-çayır polenleri ise yaza doğru daha fazla yoğunlaşır. Dolayısıyla, polenlere bağlı astım ya da diğer alerjik hastalık belirtileri, mevsimsel özellik gösterirler.

Solunum yolundan giren diğer bir alerjen grubu da mantarlardır. Mantarlar, özellikle nemli ortamlarda kolaylıkla üreyebilirler. Banyo ve mutfaklar, akan çatı katları, duvar kâğıtlarının arkaları, duvardaki tablo ve resimlerin arkaları ve zemin katlar mantar üremesi için elverişli ortamlardır.
Kedi ve köpek başta olmak üzere tüylü ev hayvanlarından kaynaklanan alerjenler de giderek artan bir sorun hâline gelmektedir. Evde hayvan besleme alışkanlığının artması, bu tür alerjilerle daha sık karşılaşmamıza neden olmaktadır. Burada alerjik olan maddeler, tüylerden ziyade, bu tüylere yapışmış hayvanlara ait vücut çıkartıları ve özellikle de tükürükde bulunan maddelerdir. Kedilerden elde edilen alerjenler, çok iyi tanınmaktadır. Bu maddeler, çok uzun süre havada kalabilmekte ve bir yerden bir yere taşınabilmektedir.

Solunum yollarından giren ve son zamanlarda giderek artan bir şekilde önemi vurgulanan bir başka hayvansal alerjen türü de hamam böceklerinden kaynaklanan alerjilerdir.
Sindirim yolundan alınan ve astıma neden olan alerjenler, solunum yolundan alınanlara göre daha az önemlidir. Ancak, ilk yaş içinde besinlerin alınmasından sonra görülen alerjik tablolar sıktır. Besinlerin içerdikleri bazı proteinler, bazı kişiler için alerjen olabilir. Bunlar, daha çok atopik dermatit gibi deri reaksiyonlarına ve mide bağırsak belirtilerine neden olmakla birlikte, astım ya da başka solunum yolu alerjilerine de yol açabilirler. İnek sütü alerjisi, bunun iyi bir örneğidir. İnek sütüne bağlı alerjilerde süt alımından sonra artan kanlı ishal, kusma gibi mide-bağırsak sistemi belirtileri ve deri belirtileri olabileceği gibi astım semptomları da gelişebilir. Alerjik olduğu iyi bilinen besinler arasında deniz ürünlerini, fındık-fıstığı, çikolatayı, tropikal meyveleri, çilek ve domatesi sayabiliriz. Besinlerin kendi proteinlerinin yanı sıra besinlerle birlikte alınan hormonlar, ilaçlar ve özellikle de besin katkı maddeleri alerjiye ve bu arada da astıma neden olabilir. Hazır ve ambalajlı besinlerde daha fazla olmak üzere, daha uzun süre dayanması için ya da renklendirici ve tatlandırıcı olarak eklenen birtakım maddeler, duyarlı kişiler için son derecede ciddi astım krizlerine neden olmaktadır.

Yine, ağız yolundan girerek astıma ve diğer alerjik reaksiyonlara neden olan bir başka grup etken de ilaçlardır. Mekanizmaları farklı olabilmekle birlikte, bazı ilaçların astımla ilişkisi olabildiği bilinmektedir. Bunların içerisinde aspirin, beta blokerler ve ACE inhibitörleri gibi kalp ve tansiyon ilaçları, glokom tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ve radyolojik görüntüleme amacıyla kullanılan ilaçlar sayılabilir. Deri yolundan giren alerjenlerin başında da ilaçlar (penisilin gibi) gelmektedir. İlaçlardan başka, başta arı sokması olmak üzere değişik böcek sokmaları bronş daralmasına yol açabilir. Daha öncede yazıldığı gibi, bu, sadece duyarlı kişilerde ortaya çıkar. Söz gelimi, arı zehri insanların çoğunda şişme ve kızarma gibi yerel bir reaksiyona neden olurken, arı zehrine alerjisi olan bir kişide, ağır astım krizine, hatta ölümcül anafilaktik şoka yol açabilir.

Alerjik olmayan çevresel risk faktörleri:

Alerjenlerin yanı sıra, alerjik olmayan çevresel faktörlerin de astım atağının oluşmasında önemli rolleri vardır. Bunların başlıcaları sigara dumanı, egzoz gazları, boya kokuları, soba bacasından çıkan maddelerdir. Bunlar, bronşları aşırı duyarlı kılarak daralmalarını sağlar ya da daha çabuk bir bronş daralmasına zemin hazırlar.

Pasif sigara içimi: Çocuklarımız, sigara içilen ortamlarda, yoğun bir şekilde sigara dumanına maruz kalmaktadırlar. Hatta, bu durum, hamile iken sigara içen annelerin çocuklarında daha anne karnında iken başlamakta ve çocuklarda solunum fonksiyonları etkilenerek astım gelişme riskini çok daha arttırmaktadır.
Sigara dumanı ister aktif, isterse pasif olarak solunsun, solunum yollarının yapısını bozarak astım gelişimini kolaylaştırmakta ve daha ağır seyretmesine yol açmaktadır. Ev içindeki hava dolaşımının iyi olmaması nedeniyle, sadece çocuğun odasında sigara içilmemesi, sigaranın etkisinden korunmada yeterli değildir. Bundan ötürü, astımlı çocukların hem kendileri, hem de yakınları kesinlikle sigara içmemelidirler.

Hava kirliliği: Kış aylarında, astım atağı geçiren çocukların sayısında belirgin bir artış olmaktadır. Bunun bir nedeni solunum yolu enfeksiyonları, bir nedeni de baca ve egzoz gazlarının neden olduğu hava kirliliğidir.

Enfeksiyonlar: Virüslerin neden olduğu nezle, grip gibi üst solunum yolları enfeksiyonları, astıma zemin hazırlayabilmektedir. Küçük çocuklardaki yineleyen bronşiolit hecmeleri ile ileride gelişecek astım arasında iyi bir ilişki vardır. Tekrarlayan bakteriyel sinüzitler de astımın gidişini ağırlaştırabilirler. Kış aylarında soğuk havanın vücut direncini kırması ve okullarda solunum yolları enfeksiyonlarının daha fazla bulaşabilmesi, astım atağı sıklığını da arttırmaktadır.

"Hasta yapı sendromu": Ülkemizde olduğu gibi sağlıksız, plansız, ev içi hava dolaşımının iyi olmadığı konutlarda yaşamanın, bronşları tahriş edici etmenlerin ev içlerinde yoğunlaşması nedeniyle astıma zemin hazırladığı düşünülmektedir.

Astım tanısı nasıl konur ve astım hangi hastalıklarla karışabilir?

Astım tanısı, klinik belirtilere ve bazı testlere dayanarak konur. Bu testler astıma benzer belirti veren birçok hastalığın ayırt edilmesine ve tanının doğrulanmasına yarar. Örneğin tüberküloz, kistik fibroz ve doğumsal bazı bozuklukların astımdan ayırt edilmesi son derecede önemlidir. Astımlı hastaların hava yollarındaki daralma, akciğer fonksiyon testleri ile konur. Eğer bronş genişleticilerle daralma ortadan kalkıyor ya da azalıyorsa, bu, kesin tanıyı koydurur. Bu testin tek zorluğu, 6-7 yaşından küçüklere uygulanamamasıdır.
Solunum fonksiyonları ile ilgili bilgiler, evde basit bir alet yardımıyla (PEF metre) hasta tarafından ölçülebilen "Tepe akım hızı" ile de başarılı bir şekilde izlenebilir. Böylece, hastanın hastalığının ağırlık derecesi ve seçilecek tedavi yöntemi belirlenir, hastaya ne zaman hangi ilacı kullanacağı ve ne zaman doktora başvurması gerektiği öğretilir.

Astıma yol açan alerjeni belirlemek amacıyla iki teste başvurulabilir.

1-Spesifik IgE testi: Kanda sadece belli bir maddeye karşı oluşmuş alerjik yanıtı gösterir. Kan alınarak yapılan, geç sonuç veren, pahalı bir testtir. Bununla birlikte, küçük çocuklarda bile uygulanabilmesi, güvenli olması ve kullanılan ilaçlardan etkilenmemesi nedeniyle tercih edilir.
2-Deri testleri: Çok sayıda saflaştırılmış alerjen deri hafifçe delinerek damlatılır ve oluşan kabarıklık ve kızarıklık değerlendirilir. Daha çabuk (20 dakika kadar) sonuç alınan, daha ucuz, inanılırlığı yüksek bir test olmasına karşılık, 2 yaşından küçüklerde yanlış negatif sonuç verebilmesi, testin antialerjik ilaçlarla baskılanması ve bazen nöbeti başlatabilmesi ise, belli başlı sakıncalarıdır. Zorunlu durumlarda, 1 yaşından küçüklerde bile uygulanabilirse de, pratik güçlükler dolayısıyla tercih edilmez.

Astımlı çocuğun tedavisi


Astımın kronik gidişli bir hastalık olması nedeniyle, seçilecek tedavi yöntemi ne olursa olsun, ailenin uzun süreli bir tedavi programına hazır olması gerekmektedir. Çocukluk çağı astımının tedavisi, astım krizinin tedavisi ve uzun süreli tedavi olarak iki ayrı başlıkta incelenebilir.

A) Astım krizinin tedavisi
Hastaların bir bölümü, krizin geleceğini önceden hissedebilir. Bazen, boğazda karıncalanma, burun akıntısı ve hapşırma nöbetleri gibi öncü belirtiler hastayı uyarır. Ya da kimi kez tıkanma nöbetleri, her zaman bir solunum yolu enfeksiyonunu izleyerek ortaya çıkar. Böyle durumlarda, hemen atak tedavisi başlatılabilir.

Eğer hastanın izlenmesinde bir tepe akım hızı ölçüm aracı (Peak flowmeter) kullanılıyorsa, günlük ölçümlerde düşme görüldüğünde, kriz tedavisi başlatılmalıdır. Tedaviye, solunum yoluyla içe çekilerek alınabilen (inhalan) ve evde uygulanabilen bronş genişleticiler ile başlanır. Küçük çocuklar için, ilacın kolay solunmasını sağlayan yardımcı araçlara (spacer), gereksinme vardır ya da çocuklara şurup şeklinde bronş genişletici ilaçlar verilebilir. Bu tedaviyle hastaların önemli bir bölümü evde iyileşebilirler ve bunu, tepe akım hızlarını ölçerek kendileri de saptayabilirler.
Eğer hasta iyileşemiyor ya da solunum sıkıntısı daha da artıyorsa, bir hastaneye, tercihen izlenmekte olduğu sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Burada bronş genişletici ilaçlar, daha etkin bir şekilde nebülizatörler aracılığıyla verilir ve oksijen tedavisi uygulanır. Eğer durumunda düzelme olmazsa ya da belli endikasyonlar varsa, beklenilmeksizin kortizon tedavisine geçilir.

Hastanın balgamını kolay çıkartması için, yeterli sıvı alması gerekir. Unutulmamalıdır ki en iyi balgam söktürücü ilaç, su ya da ağızdan alınan başka bir sıvıdır. Bu tedavi ile hastalar genelde iyileşirler. Eğer astım atağına eşlik eden bir enfeksiyon varsa, bu arada o da tedavi edilir. Astımlı bir hastanın, bu tedavi ile iyileşmeyip yoğun bakımda yardımcı solunum aygıtlarına gereksinme göstermesi, oldukca nadir bir durumdur.

B) Astımın uzun süreli tedavisi
Astım, kronik bir hastalık olması nedeniyle ve ataklar hâlinde seyrettiği için çok hafif olgular hariç, ataklar dışında da sürekli ilaç kullanılması gerekir. Uzun süreli astım tedavisinin belli başlı amaçları şöyle özetlenebilir:

1-Astım ataklarının sayısını azaltmak,
2-Atakların şiddetini azaltmak,
3-Astımda gelişebilecek komplikasyonları önlemek,
4-Çocuğun yaşına uygun fizik aktiviteleri yapmasını sağlamak,
5-Çocuğun normal büyüme ve gelişmesini, eğitimini etkilememek,
6-İlaçların zararlı yan etkilerinden korunmak,
7-Çocuğu ve aileyi hastalık konusunda eğitmek.

Astımın uzun süreli tedavisini planlarken, üzerinde tüm dünyada geniş bir görüş birliği sağlanan “basamak tedavisi”nden ya da bunun kısmen değiştirilmiş biçimlerinden yararlanılabilir. Buna göre, hastalar belli kriterlere dayanılarak hafiften ağıra dek 3 basamakta toplanırlar. Tedaviye alınan yanıta göre basamak, dolayısıyla kullanılan ilaç cinsi ve dozları değiştirilir. Hafif astımlılar, çok nadir ve seyrek tıkanan hastalardır (1.basamaktaki hastalar). Bunlar, sadece atak sırasında bronş genişleticiler (Ventolin, Bricanyl, Salbutol gibi) kullanırlar. Hafif hastalar dışındaki astımlı çocuklar, bronşlardaki iltihabi hücre birikimini ve bronş aşırı duyarlılığını azaltmak için, bazı ilaçları sürekli kullanmak zorundadırlar. Bunlar, akut astım atağını tedavide etkisizdir; ancak düzenli bir şekilde kullanıldıklarında atakların sayı ve şiddetini başarılı bir şekilde azaltır.

Bir astım hastasının solunum yolundan ilaç kullanması, hiçbir şekilde o kişinin ağır ya da ciddi şekilde hasta olduğunu düşündürmemelidir. Astımın koruyucu tedavisinde kullanılan ve çiğneme tableti olarak gece tek doz alınan montelukast adlı bir ilaç da vardır.

Son yıllarda solunum yolundan alınan kortizonlu ilaçlar, astımın uzun süreli tedavisinin en önemli ögeleri olmuştur. Bu ilaçların dozu, ağızdan alınanlardan çok daha düşük olduğundan, diğer kortizonlu ilaçların alınmasıyla sıkça gözüken yan etkiler bunlarda gözükmez. Koruyucu etkileri olan bu ilaçlar, doktor kontrolü altında uzun süre kullanılabilir.
Tüm bu tedaviye ek olarak, hastaların sigara dumanı gibi birtakım uyaranlardan korunması ya da bilinen bir alerjen varsa, bundan kaçınılması çok önemlidir.

Bazı alerjenlerden kaçınmak, kolay sayılabilir. Örneğin, kedi alerjisi olan bir çocuğun evinde kedi varsa, hayvanın uzaklaştırılması bir çözümdür. Bununla birlikte, eğer çocuk kediye çok bağlıysa, oluşacak ruhsal travmanın hastalığı arttırabileceği de unutulmamalıdır.

Günümüzde astım tedavisindeki en önemli sorunlardan biri de ev tozu akarlarından kaçınmaktır. Bunun için alınabilecek bazı önlemler şöyle sıralanabilir:
1-Yatak odasından halıların kaldırılması,
2-Odada tüylü-yünlü eşyaların ve oyuncakların bulundurulmaması,
3-Odanın dağınık olmaması, toz tutacak eşya ve giysilerin çekmece ve dolaplarda kapalı tutulması,
4-Yatak takımlarının haftada iki kez 60 dereceden yüksek ısıda yıkanması,
5-Yatak, yorgan ve yastığın yün veya kuştüyü olmaması,
6- Mümkünse akarların barınamayacağı, içi boş özel yatakların kullanılması,
7-Akarları temizleyecek güçlü elektrik süpürgelerinin kullanılması,
8- Evin, akarları öldürecek özel deterjanlarla (Akarasidlerle) temizlenmesi.

 

Astımda aşı tedavisi (İmmunoterapi)

Astımlı hastalara aşı yapılıp yapılmaması, oldukça tartışmalı bir konudur. Bazı hekimler, aşı tedavisini tümden reddederken, bazıları da aşıyı vazgeçilmez bir tedavi yöntemi olarak kabul ederler. Bu tedavinin ana ilkesi, kişinin duyarlı olduğu maddeyi belirleyip, bu maddeyi aralıklarla ve giderek artan dozlarda vererek organizmada bu alerjene karşı duyarlılığı azaltmak, bir çeşit tolerans durumu yaratmaktır. Aşı tedavisi uzun süreli (4 yıl kadar), zahmetli, oldukça pahalı ve bazı riskleri taşıyan bir tedavidir.
İmmunoterapi alerjik astımı ve alerjik nezlesi olanlara, eğer alerjenden kaçınılamıyorsa yapılabilir. Aşının içerisinde alerjenler olduğu için, aşı sonrası anafilaktik şok gibi yan etkiler nadiren görülebilmektedir. Bu nedenle, aşı, mutlaka gerektiğinde acil müdahale yapılabilecek koşullarda, yani hastanede uygulanmalıdır. Tek başına aşı ile astımı tedavi etmek, mümkün değildir. Astım mutlaka ilaçlarla tedavi edilmeli, eğer doktor uygun görürse, belli koşullarda aşı da tedaviye eklenmelidir.

İlgili aramalar: Astım bronşiale ve astım, Astım, Bronşiale, Küçük çocuklarda astım, Astımı tetikleyenler, Astım tedavisi, Çocuklarda astım, Astım krizi, Astım tanısı, Astımın nedenleri, Astım ve sigara
Görüntüleme Sayısı: 13,265 Yayınlanma Tarihi: 11.11.2016
Prof. Dr. Haluk C. Çokuğraş Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Yorum Yap

Sonraki Makale

Burun Kanaması

Burun kanaması, süt çocukluğunda nadir olmasına rağmen, oyun çocukluğu çağında oldukça sıktır.